Bugün yağmur bir kadın saçıdır, yeryüzüne dökülen…

Her şey Litvanya’da başlıyor…

Beni çok etkileyen bir olayla karşılaşınca, otomobilin penceresinden dünyayı seyretmek asla yavan bir işmiş gibi gelmez. Ya da gözlük camlarım etkilenince yağmurdan, kötü bir şeyle karşılaşmışım gibi camlarını silmem gözlüğümün. Aksine, temizleyici, rahatlatıcı etkisiyle suyun, kendimden geçerim. Kendimle bütünleşirim.

Bu his yoğunluğu içerisinde, birden bir kadın sesiyle karşılaştığımda, sorularım çoğalır; suyun sesi miydi bu, yoksa kent uğultusu mu? Bazen hislerim çoğaldığında, bir çocuk sesi gibi şen ve şakrak çıkıverir düşlerimin sesleri. O zaman konuşmaktan asla kaçınmam, aksine, keyif alarak konuşurum.

 

Lithuanian Dreams, 2018, Mustafa Burak Besler ©
Lithuanian Dreams, 2018, Mustafa Burak Besler ©

Her kadınla sevişmem(tdk sözlüğündeki 1. anlamı bilinenden çok farklıdır)  ve bu fiilin altında kötü anlamlar aramamaktayım, zira, iki insanın birbirini karşılıklı sevmesi kelime olarak en güzel “sevişme”dir.

Ama insanlar birbirlerini sevdikten sonra bile mesafelerin önemi vardır. Bu yüzden başta birleştikten sonra, ayrılmaktan hiç hoşlanmam. Bu nedenle uçaklarla seyahat etmeyi sevmem, insanları geride bırakabilmek, bu kadar kolay olmamalıydı. Denizi ve düşleri geride bırakabilmek, bu kadar kolay olmamalıydı aynı şekilde. Sevdiğim uzakta, belki uyumaktadır.

Sarı rengin tonlarından hoşlanmazdım, zira bana göre her zaman sarı renkle ayrılık, eşdeğerdi. Bir yerde, bir şeyde sarı varsa, bir süre sonra o şey benden ya da ben o şeyden uzaklaşacağım hissiyatına kapılırdım. Sarı kadın saçı hariç. Sonra, bazı yaşanmışlıklarla insan, bu fikre hariç tuttuklarını dahil etmeye başlasa da, bırakmakta zorlanıyor onları. Bu yüzden sarışın kadınlarla aramda hiçbir ilişki olamazdı. Ama olay altın yumurta ve büyülü sarmaşık gibiydi işte. Biri olmadan diğeri olamazdı. Yeşilin her tonuyla doğallaşan, mineral sevgisiydi sanki. Topraktaki güç olsam, doğal olsam.

Bir de, denizlerce uzanan bir mavi renkten söz edebilir miyiz? Galiba, evet. Bodrumlu guletlerin yüreğimde olduğu bu zamanlarda, herkes kendi kendine bakarak şarabından bir kadeh kaldırıyordu. Deniz tuzunun kokusuyla badenin acı kokusu birleştiğinde kültleşmiş şarkılar yazılıyor galiba. Yine de insan geriye öylece bakıyor…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir